birey kontrol manyaklığı
bilmek mi bitirir insanı, bilmediğini görmezden gelmek mi?
İçimi yakıp kavuran küçük şeytanların çok bilmişliği, saçımı 20’lerimde ağartmamın tek sebebi. Düzensizliğin içindeki düzen göze batabilir. Çünkü her farklılık büyük küçük fark yaratabilir. Sizin mutlu olmadığınız monoton geçen günlerinizde bile bir şey ters gitsin bir afallarsınız ve bunu kötüye yorabilir çoğunlukla ters giden olaydan dolayı monoton geçmekte olan gününüzü ‘kötü’ diye adlandırırsınız. Bu gibi çıkıntılar sizin aslında az da olsa kontrolcü bir birey olduğunuz göstergesidir. Ama benim size bu yazıyı okurken sizin farkındalığınızı arttırmak değil amacım. Bu kontrolcülük olarak tanımlanan ‘red flag’i karşıya büyük hasar vermektense bedenimizi nasıl yiyip tükettiğini anlatmak. Yani az da olsa benim bu sıralar büyük öfke sorunlarının sebebiyetinin ve bir çok alınganlık gibi o küçük arkadaşlarının toplanıp beni bi güzel patlakladığını anlatacağım.
Kene gibi yapışan obsesiflik rutinimle birleştirdiğinde onu eğitmeyi öğrenmiştim. Şimdi ise bu obsesifliğin yavaştan bakteri oluşunu anımsatması ben de bi takım fiziksel tepkiler göstermeme neden oldu (ben de diyordum: nerede kaldı?) kişilerin sinir sistemime nokta atışında bulununan söylemleri, söndürdüğüm ateşi bi çakmakla harlamış oldu. Ama bu sefer bir farklılık vardı. Bu gibi sinir boşalmaları yaşanırken kendim o eylemi yapmadan pişmanlık hissiyatına kapılırım. Öfkem baş gösterdiğinde ben içimden bu duruma alınmamı söyleyen bir ses oldu. Bu durumu kontrol edemeyeceğimi ama duygularımı kontrol edebileceğimi söyleyen bir ses: yatış, yatış ki geçireceğin kaliteli günün bi ateşte kül olmasın.
Çok gariptir ki artık şeytanlarımın cenneten kovulduklarını anladığı bir dönem geçiriyoruz. Işığa kazandırmıştım ne de olsa 1 tanesini.. (Aslında biliyor musunuz şunu farkettim bu yazı pek te iç açıcı olmayacak ve bu kelimeleri yazarken bir sorumluluk varmış gibi hissediyorum ve bu da beni kaygıya sürüklüyor. Her zaman üretken bir kafa yapısıyla yazı yazamam değil mi? Ama bu kağıda ısınmama sebep oldu şimdiden teşekkürler!
Size iç açıcı bilgiler bahşedemeyecek olmam canımı sıksa da kendi içime ses çıkarmadan nası ifade edebilirim diye düşünmekten çıktı. Ve bir görmüşsünüz ki burdayım!) Anlatmaya çalıştığım şey mutlu olmaya çalıştığım değişimime alıştığım ve bunu bi düzene soktuğum zamanlarda bazı şifalandıramadığım ve görmezden geldiğim yanlarımın patlak vermesi sonucu akıl danışmanlarım tarafından linçlendim. Bu da direksiyonun kontrolünü kaybetmeme sebep oldu. Bu kadar kendi dağınıklığınızın bile belli bi düzen içinde olduğu ve anneninizin sizin düzeninizi bozmakla sınırlarınızı geçtiği anlardan biri kontrolcülük. İleri seviye bir kişiyle başlayıp çevrenizi saran over-kontrolcülük gibi gözükse de biz de dibi uçsuz bucaksız insanlarız. Kontrolcülük bu yüzden kategorilezelendirilmeli: birey ve toplumsal kontrolcülük. Kırmızı bayrak çeken kategori sizin hayatınıza müdahele eden insan kategorisi oluyor. Bu yüzden altını çizerim ki içsel kontrolcülük farklı bir evre. Toplumsal aşılabilir, en kötü tekelleşir. Ama senin fikir mahkemende işlenen dava ölümüne kadar gidebilir.
Duygularımızı kontrol altına almak okununca ne kadar da pozitif bir şeymiş gibi yansıtılıyor. Asıl şifalandıktan sonra herhangi bir çıkıntı o iyileşmiş bedende nasıl bir tepki verecek. Alışıla gelmemiş negatiflik nasıl aşılacak? Yeniden kontrol etmenin vakti değil mi? Mutlu bir çerçeve çizen zihin haritamın tahtası halen eksik. Belki de bu şekilde tamamlanmıştır, eksiklik denilen açgözlülük furyasına mahsustur. Fazla düşünce bunalımı kontrolcülüğün yerelleşmesine önayak olsa da bu illet bizi bitirmeden bunu aşmanın bir yolu yok mu?
Kulağa bir yakarış gelebilir, öyle de gelsin istiyorum çünkü ben Türk edebiyatında ya da Yunan felsefesindeki negatiflikten yeni ideolojiler, yaklaşımlar yapıp bunu pazarlayacak değilim. İnsan olmanın yapı taşlarından biri olan ‘sadece kendini düşünen’ bir varlığım. Onu oynuyorum, belli bir bölümde. Anma bu sefer benim hünerlerimi sergilediğim bir yer değil. Önüme otursanız spesifik kontrol altına aldığım herhangi bir şeyden bahsetseniz Sokratesin savunmasından daha iyi bir savunma yapabilirim. Tabiri caizse güçlü durabilirim. Ama her güçlü durumun bir zayıflığı vardır. Bu yüzden beynimde tramva etkisi yaratan bu küçük söylemler, hayatımdaki bu materyalist çıkıntılar: 20 yıllık çocuk hayatımda yetişmeninde ötesinde yetişmiş kavramını çok duyumsar olmama sebep oldu. Saçlarımın aklanması toplumsal ‘büyüklerim’ statüsünde bir vuku buldu. Karşı kişinin davranışını kontrol etmek değil amacım. Ben sadece ilettiğim çabanın değiştirilemez biyolojik genlerden pozitif geri dönüt almak istiyorum. Masa tenisi turnuvası gibi olmasını istemek mucize mi? Değişsinler demiyorum. Bir söz, bir ödüle bedel. Çok mu şey istiyorum?
Biraz sitemkar olan kontrol manyaklığımın bedenimde bıraktığı ve arkadaşlarını da yanına alıp bi güzel anlık duygu durumlarının hayatımda iz bırakır olmasından memnun değilim. Her zaman farkındaydım, ama alışmıştım. Bardağa dolu tarafından bakmak metaforu her şeyde işe yaramıyormuş demek ki… içsel kontrolün yerelleşmesini kınıyorum. Adım atmak için yolunu bulacağım yeni bir ışık hüzmesi daha… Ne duruyorsun yolumu aydınlatsana!



